17 Ağustos gecesi yaşananlar
YERE ÇOK YAKINDI''
Bu sırada gemi de Hereke'den yaklaşmaya devam ediyordu. Üzerinde bulunduğumuz iskeleyi tarif etmek gerekirse de, iskele denizin 100 metre kadar içindeydi. 3 denizaltı da sahilde bekletiliyordu. “L” şeklinde hizalanan bu denizaltılar iskeleyle deniz arasında bir paravan gibi duruyordu. Biz balık tutmaya devam ederken artık saat iyice ilerlemişti. Biraz da yorgunluk bastırmıştı. Saat 02.50 civarında arkadaşım türküler söyleyerek bizi uyanık tutmaya çalışıyor derken olanlar oldu...
”DENİZ FAYIN İÇİNE AKIYORDU”
O bahsettiğim faya dökülen deniz de akıntı yaratmaya devam ediyordu. Eğer ki denizle iskele arasında set olan denizaltılar olmasa, muhtemelen o akıntıya kapılıp giderdim. O denizaltılar, depremde doğal bir set görevi görmüştü. İnanılmaz bir geceydi, artık kara tamamen deniz olmuştu.”
“Tabii bu olaylar yaşandığı esnada kendinizden başkası aklınıza gelmiyor. Ancak ilk şoku atlattıktan sonra arkadaşlarımızla birbirimizi yokladık. Depremde ortaya çıkan o ışık dinmişti, yerini zifiri bir karanlık ve harabe olan yapıların kaldırdığı toz bulutu kaplamıştı. Birbirimizi görmemiz mümkün değildi. Ancak seslenerek birbirimizin hayatta olduğunu anlayabildik. İki güvenlikçi arkadaşımda benimle aynı hurda adacığına çıkmış, diğer güvenlikçi ve memur arkadaşımsa denizin içinde normalde yüksekliği 7-8 metre olan kuleye girmişti. Ancak kule denizin dibine çökmüş, o 7-8 metrelik kule denizin yüzeyine inmişti. Bellerinden aşağıya sular içindeydiler. İşte o anda olayın boyutunu ve yaşadıklarımızı biraz daha anlamaya başladık.”
“Saat ilerlemişti. Yaklaşık sabah 05.00 gibi askerlerin kıyıya doğru ilerlediğini gördük. Gün ışığıyla birlikte olayın vehameti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı ki bu beni yaşadıklarımdan çok daha fazla korkuttu. Şimdi denizin karaya çıktığını daha net görebiliyordum. Dolgu kısımların tamamı sular altındaydı ve iskele tamamen çökmüş vaziyetteydi. Denizaltılar ise suda yalpalıyordu. Bu sırada askerler bizi fark etti. Denize indirdikleri bir sandal ile yardımımıza geldiler. Sandalda kürek bile yoktu. O askerler, tahtaları kırarak kürek gibi kullanmışlardı. Sandalla bizi teker teker alarak kıyıya getirdiler. Beşimiz de karaya ayak basınca o ana kadar olan sakinlik bitmiş yerini yoğun bir duygu seline bırakmıştı.
Hepimiz birbirimize sarılarak ağladık. Ailelerimizi, çocuklarımızı düşünmeye yeni yeni başlayabilmiştik. Daha sonra Seymen'deki evime gidince daha da sarsıldım. 5 katlı binanın dürdüncü katında bulunan evim, artık zemin kat olmuştu. Ne yazık ki alt kattaki pek çok komşumu kaybettim. Ailem ise kurtulmayı başarmış ve duvarlardan çıkmışlardı. O günden sonra hayata yeniden başladım diyebilirim. Yaklaşık 1-2 ay hayattan koptum, kendime gelemedim. Ama bu benim için hayata dönen ikinci bir şanstı. Belki o kırılan fayın içindeki akıntıya düşsem cesedim bile bulunamayacaktı. Beşimizin de kurtulmuş olması mucize gibi, ben de hayata o günden sonra yeniden sarıldım.”
17 Ağustos Depreminde hayatlarını kaybedenlere Allah' tan bir kez daha rahmet, yakınlarına sabır dileriz.
Allah bir daha böyle acı yaşatmasın.