Kılıçdaroğlu süreci kötü yönetti
03 Kasım 2015
17:21
1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendirmeye devam edelim.
Seçimin en başarısız partisi kuşku yok ki MHP oldu.
Seçimin en başarısız partisi kuşku yok ki MHP oldu.
Sadece 5 ayda milletvekili sayısının yarısını kaybetti.
CHP, 1 Kasım seçimlerinin sonucunda çok küçük bir oy artışı sağlasa da bu iktidar olmaya yetecek başarıyı getiremedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın malum kaset iddiasının ardından görevi bırakması ile CHP’nin başına gelen Kılıçdaroğlu birisi tekrarlanan olmak üzere 3 Genel seçim, 1 Yerel seçim ve 1 Cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin başındaydı.5 seçimde de CHP beklediği patlamayı bir türlü gerçekleştiremedi.
CHP tabanının ön seçim taleplerini 7 Haziran’da büyük ölçüde hayata geçiren,
Eleştiri üzerine kurulu söylem kullanmadan, çok iyi hazırlanmış parti programı ile seçmenin karşısına çıktı.
Halkın en büyük sorunlarının başında gelen geçim sıkıntısına yönelik Asgari ücretin artışı, emeklilere 2 maaş ikramiye verilmesi toplumda yeterli anlamda destek görmedi.
11 Milyon emeklinin olduğu Türkiye’de emeklilerin iki maaş söylemine duyarsız kalması gerçekten ayrı bir inceleme konusu.
7 Haziran seçimlerinde beklenen oyu alamayan CHP, 1 Kasım seçimlerinde çok dar kapsamlı bir değişiklikle seçmenin karşısına çıktı.
7 Haziran’da Kocaeli’de 40’a yakın aday adayı ortaya çıkarken 1 Kasım seçimine aday adayları ilgi göstermedi.
Çünkü CHP değişiklik yapılmayacağı sinyallerini vermiş, listenin değişmeyeceğini düşünen aday adayları da partiye ilgi göstermemişti.
7 Haziran akşamı seçim sonuçları ortaya çıktığında iktidar partisi AKP’nin büyük oy kaybettiği ve iktidar şansını yitirdiği ortadayken Recep Tayyip Erdoğan’a siyaset yolunu açan Deniz Baykal bir kez daha sahneye çıktı.
7-11 Haziran arasında kamuoyunun önüne çıkmayan Erdoğan’ın Baykal ile görüşmesi AKP’yi yeniden umutlandırdı.
Meclis Başkanlığına aday olmayı kafasına koyan Baykal, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun aday olmayın sözlerini dinlemedi.
Hatta parti meclisinde kendisinin CHP tarafından aday gösterilmemesi halinde bile aday olacağını belirterek bir anlamda istifa tehdidinde bulundu.
İşte sürecin birinci yanlışı burada başladı.
Baykal’ı ikna edemeyen CHP onun adaylığına yeşil ışık yakmak zorunda kaldı.
Baykal, AKP dışındaki bloğun kendisini desteklemek zorunda olacağını hesap ederek büyük bir yanlışa imza attı.
Baykal, adaylık konusunda direnmese, iddia ediyorum 1 Kasım seçimleri asla olmazdı.
İkinci büyük hata, MHP’nin HDP ile yan yana getirilmeye çalışılması oldu.
Üstelik bu söylemler hep kamuoyunun önünde ve basının gözü önünde yapıldı.
Kapalı kapıların ardında görüşme yapmak yerine MHP’ye mesajlar basın aracılığı ile iletildi.
Sanki küçük çocuğa şeker verip kandırmak diye algılanabilecek, sen başbakan ol söylemi ise siyasi nezaketsizlikti.
CHP, en büyük yanlışı AKP ile koalisyon görüşmelerine başlayarak yaptı.
CHP uzun süredir iktidar olamıyor ve partililer artık iktidar görmek istiyordu.
Kılıçdaroğlu, ülke hükümetsiz kalmasın diyerek elini taşının altına soktu ama yanlış yaptı.
AKP’yi yolsuzluk soruşturmalarını kapatmakla suçlayan CHP koalisyon görüşmelerine başlamak için bu şartının kabulünü en baştan isteyecek ve bu gerçekleşmediği anda koalisyon görüşmelerine başlayarak 45 günlük zamanın heba olmasını engelleyebilecekti. Yapmadılar.
Hatırlarsanız, sürecin tıkanmaya başladığı anda Başbakan Davutoğlu, görevi iade edebileceğini açıklamış, ancak sonrasında ikna edilmişti. Bu iknanın sonunda görüşmeler nafile olacağı biline biline devam ettirildi.
Sürecin sonuna gelindiğinde bir kez daha Erdoğan sahneye çıktı ve ta başından beri söylediği tekrarlanmış seçim sürecini başlattı.
Eğer, CHP görüşmelere başlamamış olsa, Davutoğlu hükümeti zaten kuramayacak ve görevi mecburen iade edecekti.
Davutoğlu’nun görevi iade etmesi sonrası 45 günlük sürenin dolmasına daha çok uzun süre kalacağı için hükümeti kurma görevi Kılıçdaroğlu’na verilecek ve en azından muhalefet partilerinin taleplerini içeren yolsuzluk soruşturmalarının başlatılması kaydı ile bir azınlık hükümeti kurulabilirdi.
Evet, şimdi herkes MHP liderinin uzlaşmaz tavrını tartışıyor.
Ancak suçu bir kişiye yükleyerek bu gerçeklerden de kaçmamız mümkün değil.
Siyasi beklenti ve taleplerin basın aracılığı ile değil özel görüşmelerle sağlanması gerekirdi. Bu yapılmadı ve karşı tarafı kilitledi.
Baykal’ın sürece dahil edilmesi ile 4 yıl daha muhalefetde kalabileceklerini ne yazık ki göremediler.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın malum kaset iddiasının ardından görevi bırakması ile CHP’nin başına gelen Kılıçdaroğlu birisi tekrarlanan olmak üzere 3 Genel seçim, 1 Yerel seçim ve 1 Cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin başındaydı.5 seçimde de CHP beklediği patlamayı bir türlü gerçekleştiremedi.
CHP tabanının ön seçim taleplerini 7 Haziran’da büyük ölçüde hayata geçiren,
Eleştiri üzerine kurulu söylem kullanmadan, çok iyi hazırlanmış parti programı ile seçmenin karşısına çıktı.
Halkın en büyük sorunlarının başında gelen geçim sıkıntısına yönelik Asgari ücretin artışı, emeklilere 2 maaş ikramiye verilmesi toplumda yeterli anlamda destek görmedi.
11 Milyon emeklinin olduğu Türkiye’de emeklilerin iki maaş söylemine duyarsız kalması gerçekten ayrı bir inceleme konusu.
7 Haziran seçimlerinde beklenen oyu alamayan CHP, 1 Kasım seçimlerinde çok dar kapsamlı bir değişiklikle seçmenin karşısına çıktı.
7 Haziran’da Kocaeli’de 40’a yakın aday adayı ortaya çıkarken 1 Kasım seçimine aday adayları ilgi göstermedi.
Çünkü CHP değişiklik yapılmayacağı sinyallerini vermiş, listenin değişmeyeceğini düşünen aday adayları da partiye ilgi göstermemişti.
7 Haziran akşamı seçim sonuçları ortaya çıktığında iktidar partisi AKP’nin büyük oy kaybettiği ve iktidar şansını yitirdiği ortadayken Recep Tayyip Erdoğan’a siyaset yolunu açan Deniz Baykal bir kez daha sahneye çıktı.
7-11 Haziran arasında kamuoyunun önüne çıkmayan Erdoğan’ın Baykal ile görüşmesi AKP’yi yeniden umutlandırdı.
Meclis Başkanlığına aday olmayı kafasına koyan Baykal, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun aday olmayın sözlerini dinlemedi.
Hatta parti meclisinde kendisinin CHP tarafından aday gösterilmemesi halinde bile aday olacağını belirterek bir anlamda istifa tehdidinde bulundu.
İşte sürecin birinci yanlışı burada başladı.
Baykal’ı ikna edemeyen CHP onun adaylığına yeşil ışık yakmak zorunda kaldı.
Baykal, AKP dışındaki bloğun kendisini desteklemek zorunda olacağını hesap ederek büyük bir yanlışa imza attı.
Baykal, adaylık konusunda direnmese, iddia ediyorum 1 Kasım seçimleri asla olmazdı.
İkinci büyük hata, MHP’nin HDP ile yan yana getirilmeye çalışılması oldu.
Üstelik bu söylemler hep kamuoyunun önünde ve basının gözü önünde yapıldı.
Kapalı kapıların ardında görüşme yapmak yerine MHP’ye mesajlar basın aracılığı ile iletildi.
Sanki küçük çocuğa şeker verip kandırmak diye algılanabilecek, sen başbakan ol söylemi ise siyasi nezaketsizlikti.
CHP, en büyük yanlışı AKP ile koalisyon görüşmelerine başlayarak yaptı.
CHP uzun süredir iktidar olamıyor ve partililer artık iktidar görmek istiyordu.
Kılıçdaroğlu, ülke hükümetsiz kalmasın diyerek elini taşının altına soktu ama yanlış yaptı.
AKP’yi yolsuzluk soruşturmalarını kapatmakla suçlayan CHP koalisyon görüşmelerine başlamak için bu şartının kabulünü en baştan isteyecek ve bu gerçekleşmediği anda koalisyon görüşmelerine başlayarak 45 günlük zamanın heba olmasını engelleyebilecekti. Yapmadılar.
Hatırlarsanız, sürecin tıkanmaya başladığı anda Başbakan Davutoğlu, görevi iade edebileceğini açıklamış, ancak sonrasında ikna edilmişti. Bu iknanın sonunda görüşmeler nafile olacağı biline biline devam ettirildi.
Sürecin sonuna gelindiğinde bir kez daha Erdoğan sahneye çıktı ve ta başından beri söylediği tekrarlanmış seçim sürecini başlattı.
Eğer, CHP görüşmelere başlamamış olsa, Davutoğlu hükümeti zaten kuramayacak ve görevi mecburen iade edecekti.
Davutoğlu’nun görevi iade etmesi sonrası 45 günlük sürenin dolmasına daha çok uzun süre kalacağı için hükümeti kurma görevi Kılıçdaroğlu’na verilecek ve en azından muhalefet partilerinin taleplerini içeren yolsuzluk soruşturmalarının başlatılması kaydı ile bir azınlık hükümeti kurulabilirdi.
Evet, şimdi herkes MHP liderinin uzlaşmaz tavrını tartışıyor.
Ancak suçu bir kişiye yükleyerek bu gerçeklerden de kaçmamız mümkün değil.
Siyasi beklenti ve taleplerin basın aracılığı ile değil özel görüşmelerle sağlanması gerekirdi. Bu yapılmadı ve karşı tarafı kilitledi.
Baykal’ın sürece dahil edilmesi ile 4 yıl daha muhalefetde kalabileceklerini ne yazık ki göremediler.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Polis Yahya Kaptanlılara gece yarısı ceza yağdırdı 14 Ekim 2025 Salı
- Vay be Reisi 12 milyar dolara sattılar! 15 Nisan 2025 Salı
- Amanın Siyaset DEMli osun! 11 Nisan 2025 Cuma
- İmamoğlu'na gizli Gökçek'e aleni tanık var... 26 Mart 2025 Çarşamba
- Papağan medya 24 Mart 2025 Pazartesi
- Ne korkarım ne geri adım atarım 22 Mart 2025 Cumartesi
- TÜİK sizi düşünmüş 04 Temmuz 2024 Perşembe
- Ölüyü diriyi öptünüz gözünüzü esnafa diktiniz! 14 Mayıs 2024 Salı
- 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası Türkiye'de neler yaşandı? 04 Mayıs 2024 Cumartesi
- Kılıçdaroğlu, yeni bir yol açtı 04 Nisan 2024 Perşembe