Diyanet İşleri Özelleştirilebilir mi?
En evvela şunu söylemeliyim ki, Diyanet İşleri Cumhuriyet rejiminin ürünü bir kurumdur. Cumhuriyetçiler ve Atatürkçüler olarak iğneyi biraz kendimize batırabilirsek belki mevcut hükümete doğru tavsiyelerde bulunabiliriz diye düşünüyorum.
Laikliği din ve devlet işleri birbirinden ayrı olmalı diye öğrenmiştik ama ?...
Osmanlının yıkılış sürecinde halkın cehaletinden de faydalanarak kontrolden çıkan İngiliz, Fransız, Rus ve hatta Yunan istihbarat servislerinin maddi imkanlarıyla neredeyse her kafadan bir fetvanın çıktığı dönemde, bazı dini yapılanmaları ve ibadet işlerini ıslah ederek düzene sokamadığımız için kurduğumuz Diyanet İşleri başkanlığımız ile, din ve devlet işlerini birbirinden ayıramamış hatta din işlerini devlete bağlamıştık.
Belki de gerçek anlamda hiç laik olamamıştık!
Yeni kurulan bir devletti, 5 yıllık kalkınma planları çerçevesinde her kurum her işletme, her bakanlık, önce hedefler belirliyor sonrada idealist bir şekilde adeta diğer kurumlarla yarışarak o hedefe varmak için tüm gücüyle çalışıyordu.
SEKA fabrikası gibi, demiryolları-kara yolları gibi, Çimento fabrikaları, TRT, Tekel ve Sümerbank gibi, TÜPRAŞ-PETKİM–Telekom gibi, bu örnekleri askeri ve akademik alanlarda yaşanan gelişmelerle gururla devam ettirebiliriz.
Ya sonra!
Her ülkenin takdirini kazandık, NATO’ya girdik, 2. Dünya savaşından öyle ya da böyle en az zararla sıyrıldık, yeni ticaret anlaşmaları yeniden toparlanmaya çalışan Avrupa ülkeleri vs. derken bir rahatlık bir rahatlık ki sormayın.
Siyasallaşan askerler, politikleşen akademisyenler, elindeki kalemi bırakıp silaha sarılan komünist öğrenciler ve karanlık yıllar.
İhtilaller, acı ve anti demokratik günler, çalışmayan fabrikalar, kurtarılmış üniversiteler, çöplüğe dönmüş şehirler, işi gücü siyaset olan pek çok asker ve kamu görevlileri, siyasilerin arpalık haline getirdiği binlerce işçi fazlası olduğu halde çalışmayan kamu iktisadi teşekkülleri.
AK parti iktidarıyla başlayan açılım, ıslahat ve reform dolu yıllar.
Kabul edelim veya etmeyelim belki de Türk siyasi tarihinin en kararlı, halkın en içinden “Tek Kişilik” siyasi hareketinin kendine has yöntemleri!
Herkese ön verildi, düzelmesi için fırsat verildi, açılımlar çalıştaylar vs. vs.
Sonra düzelen düzeldi, düzelmeyen ıslah edildi.
Asker kışlaya gönderildi, ilk önce ön verilen düzelmesi beklenen, sırtı sıvazlanan belki uslanırlar diye sabredilen siyasal PKK ‘ya ve siyasal cemaate haddi layıkıyla bildirildi.
Telekom, TÜPRAŞ, tekel ve çimento fabrikaları özelleştirildi, SEKA kapatıldı, neredeyse tüm kurumlara öyle ya da böyle ya pansuman yapıldı ya da sağlam bir neşter vuruldu.
Bir tek Diyanet İşleri Başkanlığına hiç dokunulmadı diyebiliriz.
Camilerde Cuma namazı sonrası toplanan paralar, cami derneğinin esnaftan ve yerel yönetimlerden aldıkları, dindaş ülkelerdeki mağdurlar için toplanan paralar, kurban derileri ile halkın hiç teveccühünü eksiltmediği tek kurum diyebiliriz.
Ama ne doğu illerimizdeki terör sorununa ne kanser gibi yavaş yavaş kendi dahil tüm kurumlarımıza sirayet eden cemaat yapılanmasına karşı ne de siyasal ötekileşmeye karşı hiçbir çabası olmadı diyebiliriz ki Cumhurbaşkanımız da aynı hususa işaret etti.
Yaklaşık 120 bin çalışanıyla kişi başına düşen doktor , öğretmen ve bilim insanı sayısından fazla bir kurum.
Özelleştirme tabiri biraz haddini aşan bir tabir olabilir, ilahiyatçı olmadığım için haddim olmayan ama bir Müslüman olarak hakkım olan bir konuda sorununa parmak basmak istiyorum.
Sadece kendi çalışanları ile yapılacak olası bir ankette, kurumsal güvenilirliği endişe verici boyutta az çıkabilme ihtimali olan bu kuruma hükümetimizin müdahale vaktinin çoktan geldiğini belirtmek isterim.
Devletimize ve Milletimize maddi ve manevi yük olmayacak şekilde yeniden dizayn edilmesinin, siyaset dışında görevlerinin olduğunu hatırlatılmasının , en azından mesleklerinin kutsallıklarına zarar gelmesin diye her seçimde çok büyük çoğunluğu iktidar partisinden adaylıklar yaptıktan sonra mesleğe yükselerek geri dönme planlarının engellenmesinin hem kurumun saygınlığına , hem kurum personelinin güvenilirliğinin artmasına hem milletimize, hemde Devletimize gereğinden fazla maddi ve bürokratik yük olmamaları adına çok faydalı olacağını düşünüyorum.
İnşallah sürçü lisan etmemişimdir.
Selam ve dua ile.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Sol’a Dikkat! 02 Mayıs 2023 Salı
- Sevgi mi, Nefret mi?Adını Sen Koy. 30 Nisan 2023 Pazar
- Kime Oy Verelim -3- 24 Nisan 2023 Pazartesi
- Kime oy vereceğiz 2 17 Nisan 2023 Pazartesi
- Kime oy vereceğiz? 14 Nisan 2023 Cuma
- Erdoğan mı? Kılıçdaroğlu mu? 12 Nisan 2023 Çarşamba
- Ana Muhalefetin Aday Adayları Hakkında 05 Nisan 2023 Çarşamba
- 100.000 imza hakkında! 27 Mart 2023 Pazartesi
- Muharrem İnce 2. Tura Kalabilir Mİ? 21 Mart 2023 Salı
- Eskiden Amerika, Brezilya ve Hint dizileri ilgi çekermiş. 17 Mart 2023 Cuma